1958-ci il məxfi Ben Qurion-Menderes sövdəsi/Türk-İsrail gizli ittifaqının tarixçəsi

ben gurion

David Ben Qurion

İsrail Başbakanı David Ben Gurion ve Başbakan Adnan Menderes’in 1958’de Ankara’da gizlice bir araya geldikleri ve kapsamlı işbirliğinin alt yapısını kurdukları ortaya çıktı. İsrailli araştırmacı Ofra Bengio, 1966’ya kadar süren gizli ilişkilerin özellikle istihbarat alanında ve askerî alanda geliştiğini belirtiyor.Türkiye ile İsrail arasında 1958 yılında ‘gizli bir askerî ittifak anlaşması’ imzalandığı ortaya çıktı. İsrail’in ‘çevre ittifakı’ adını verdiği bu anlaşma, 1966 Kıbrıs krizine kadar güçlü bir şekilde yürürlükte kalmış. Anlaşma kapsamında gizli askerî ziyaretler, gizli askerî tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve silah sanayii işbirliği olmak üzere çeşitli faaliyetler yürütülmüş. ‘Çevre İttifakı’nın, 1996’dan sonra başlayan Türkiye-İsrail Askerî İşbirliği ile büyük benzerlikler arz ettiği, zaman zaman onu aşan işbirliklerinin söz konusu olduğu, ancak birincisini gizli tutan Türkiye’nin, ikincisinin aşikâr olmasını istediği kaydediliyor. İkincisinde olduğu gibi birincisinde de Türk askeri etkin rol oynuyor. Hatta, askerin Türk hava sahası kullanılarak İran üzerinden Kuzey Irak Kürtleri’ne (Baba Molla Barzani ve adamlarına) İsrail tarafından yapılan silah ve teçhizat sevkıyatını Türk Dışişleri’nden bile sakladığı kaydediliyor. Türkiye ile imzalanan anlaşmanın detaylarını Tel Aviv’deki Moshe Dayan Merkezi’nden akademisyen Ofra Bengio uzun süren araştırmaları sonrasında ortaya koyuyor. Bengio, araştırmalarını ‘Türk-İsrail İlişkileri’ (The Turkish-Israeli Relationship) adı altında geçtiğimiz yıl sonu İngilizce yayımladı. Palgrave Macmillan tarafından basılan kitabında Bengio, Türkiye’nin halen anlaşmanın gizli kalmasını istediğini ve arşivlerinde bu sebeple inceleme yapmaya müsaade etmediğini, buna karşılık İsrail’deki arşivlerde bu konudaki çok sayıda belgeyi inceleme imkanı elde ettiğini kaydediyor. Türkiye, İsrail’i de facto (fiili) ve de jure (hukuki) olarak tanıyan ilk ve uzun süre tek İslam ülkesi.

menderes01

Adnan Menderes

Bu sebeple, İsrail açısından Türkiye ile ilişkiler ayrı bir önem arz ediyor. Türkiye ile ilişkiler İsrail’in bölgesel yalnızlığını kıran bir stratejik etkiye sahip. İsrail’in, Türkiye ile gizli ittifakının arkasında da bu gerçek yatıyor. İsrail Liberal Partisi üyelerinden Baruch Uziel’in, Arap Birliği’nin kurulması ve Pan-Arabizm’in İsrail’in varlığına yönelik tehdit oluşturmaya başlaması üzerine geliştirdiği bir yaklaşım ‘çevre ittifakları’. Uziel, çevre ülkeler ve Arap dünyasındaki azınlıklarla (İran, Türkiye, Etiyopya; Lübnan’daki Maruniler, Suriye’deki Aleviler, Irak’taki Kürtler…) yapılacak ittifakların Arapların gücünü dengelemekte kullanılabileceğini iddia ediyor. Uziel, çevre ülkeler ve azınlıkların Araplardan nüfus olarak daha fazla olduğunu kaydediyor, bu gruplar ve ülkelerle kurulacak askerî ittifakların daha dinamik ve güçlü olacağını ileri sürüyor. Ofra Bengio, Uziel’in 10 yılı aşkın süre çeşitli yöntemleri kullanarak işlediği bu politikanın siyaseten kabul gördüğünü anlatıyor kitabında.

Özel ve gizli zirveler…

İsrail Başbakanı David Ben Gurion bu projeyi ‘Çevre Doktrini’ olarak hayata geçirmeye çalıştı. İsrail’in ilk başbakanı olan Gurion, bu sayede İsrail etrafındaki ambargoyu kırmayı, bölgede güçler dengesini lehine çevirmeyi istiyordu. İran, Etiyopya ve Türkiye ile ‘güvenlik ittifakları’ kurarak bu konuda önemli adımlar attı. Gurion’ın Türkiye’ye birçok kez gizli ziyaretler yaptığı biliniyor. Bunların en önemlisi şüphesiz 29 Ağustos 1958’de Ankara’da Adnan Menderes ile yapılan ‘gizli zirve’ oldu. Araştırmacı-yazar Bengio, bu görüşmeye hazırlık nevinden son bir yıl içerisinde çok sayıda gizli görüşme gerçekleştiğini ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun iki kez İsrail Dışişleri Bakanı Golda Meir ile gizli görüştüğünü kaydediyor. Aynı şekilde dönemin Genelkurmay Başkanı İbrahim Fevzi Mengüç de İsrail’in Roma Büyükelçisi Eliyahu Sasson ile Roma’da gizli bir görüşme gerçekleştiriyor. Bengio, Türkiye ile ilişkileri geliştirmenin yollarını aramak üzere 1957’de gizli diplomatik çalışmalarda bulunmakla Reuven Shiloah’ın görevlendirildiğini belirtiyor. MOSSAD’ın kurucusu ve ilk başkanı olan Shiloah Türkiye’de yaptığı temaslar sonrasında, Türk askeri ile kamuya duyurulmadan ilişkilerin geliştirilip güçlendirilmesini öneriyor. Menderes-Gurion görüşmesinde sağlanan ‘anlaşma’ konusunda Türkiye’nin açık davranmadığını ifade eden Bengio, 1964-66 arasında askerî istihbaratın başında bulunan Sezai Orkunt’a dayandırarak, “Türkiye’de sadece 10 kadar üst düzey asker ve sivil bu anlaşmadan haberdardır.” bilgisini veriyor. Bengio, buna karşılık İsrail arşivlerinde ‘anlaşma’ anlamına gelen ‘heskem’ kelimesinin değil, ‘ittifak’ anlamına gelen ‘brit’ kelimesinin kullanıldığını vurguluyor. Bengio, 1979’da Tahran’daki ABD Büyükelçiliği baskınında ortaya çıkan evraklardan birinin de Türk istihbarat teşkilatı MAH (MİT’in eski adı), İran istihbarat teşkilatı SAVAK ve İsrail istihbarat teşkilatı MOSSAD arasında 1958 yılında ‘Trident’ adı verilen bir işbirliği anlaşması imzalandığını ortaya koyduğuna dikkat çekiyor. Genelkurmay Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı, İsrail ile böyle bir anlaşmanın mevcut olmadığını belirtiyor. Dışişleri Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, İsrail ile ilk güvenlik işbirliği anlaşmasının 3 Kasım 1994’te imzalandığını belirtiyor. Menderes-Gurion gizli görüşmesinde yer alan eski Dışişleri Bakanı emekli Büyükelçi İlter Türkmen de, görüşmede yazılı değil, sözlü mutabakatlara varıldığını belirtiyor. Görüşmenin yapıldığı dönemde Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Dairesi Başkanı olan Türkmen, görüşmede iki ülke diplomatik temsilciliklerinin büyükelçilik seviyesine yükseltilmesi konusunda da mutabakat sağlandığını, ancak daha sonra yaşanan gelişmelerin bu adımları atmaya imkan vermediğini vurguluyor. İlginçtir, ‘Çevre İttifakı’nın yürürlüğe girdiği tarih, Türkiye’nin Irak, İran ve Pakistan ile başlattığı ‘Bağdat Paktı’nınki ile aynı. 1955’te, İngiltere ve Amerika’nın teşviki ile Arap dünyasını Sovyet etkisinden uzaklaştırmak için bir çatı altında toplamaya çalışan Türkiye, aynı dönemde Arapların en hassas olduğu ülke İsrail ile de askerî alanda ve istihbarat alanında ileri düzeyde işbirliğine gidiyor. Yazar Ofra Bengio, Türkiye’nin o dönemde İsrail ile askerî işbirliğine gitmesine neden olan faktörleri şöyle sıralıyor: Bağdat Paktı karşısında, Arap milliyetçisi Abdunnasır’ın gösterdiği sert tepkiler; Mısır ve Suriye’nin Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni kurmaları; Suriye’nin Sovyetlerle işbirliğini artırması; Irak’ta Türk yanlısı yönetime darbe olması ve ardından Irak’ın BM’de Kıbrıs konusunda Türkiye aleyhine oy kullanması; İsrail’in askerî olarak üstünlüğünü 1956 Süveyş Kanalı işgalinde ortaya koyması; Menderes hükümetinin Amerika’daki Yahudi lobisinin gücüne inanması ve destek araması; İran’ın da İsrail ile askerî işbirliğine girmesi…

Barzani’ye yardım Dışişleri’ndan saklanmış

barzan
Mustafa Barzani və 1960-cə illərdə Kürd ordusunu yaradan İsrailli polkovnik Geva Sagi şimali İrak dağlarında

Eski Dışişleri Bakanı Türkmen de İsrail’le yakınlaşma kararında, Türkiye’nin Bağdat Paktı politikasında yaşanan tıkanmanın ve Irak’ta yaşanan devrimin özellikle etkili olduğunu ifade ediyor. İsrail, Türkiye ile askerî ilişkilerine ‘Merkava’ kodunu vermiş. Türkiye ile askerî ilişkiler, İsrail’in o döneme kadar bir başka ülke ile kurduğu ilk ve tek askerî ilişki olma özelliği taşıyor. Bengio, o dönemde Türk ve İsrail askerî yetkililerinin mümkünse Genelkurmay Başkanı’nın da katıldığı toplantılarda yılda iki kez düzenli olarak görüştüklerini anlatıyor. Dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Yitzhak Rabin, Türkiye ile ilişkileri ‘özel ilişkiler’ olarak adlandırıyor. Askerî işbirliği o dönemde şunları kapsıyor: Karşılıklı görüş ve bilgi değişimi; farklı askerî konularda işbirliği ve koordinasyon; savunma endüstrisi alanında know-how değişimi. Bengio, askerî olarak birçok işbirliğinin halen ‘gizli’ tutulduğunun da altını çiziyor. Dönemin İsrailli yetkilileri, Türkiye için “İsrail’in Arap dünyasındaki gözü” tanımlamasını yapıyor. İsrail ve Türkiye 1959 yılında, Suriye’ye yönelik bir çatışma durumunda ortak askerî bir plan hazırlıyor. Benzer çalışmaların başka Arap ülkeleri için de olabileceğini ifade eden Bengio, ortak planlamanın her iki ülke tarihi açısından da bir ilk olduğunu kaydediyor. 1959’da İsrail Genelkurmay Başkanı Haim Laskov beraberindeki diğer üst düzey görevlilerle birlikte Türkiye’ye ‘çok gizli’ bir ziyaret gerçekleştiriyor. Türk Genelkurmay Başkanı Mustafa Rüştü Erdelhun, Yardımcısı Cevdet Sunay, Hava Kuvvetleri Komutanı Tekin Arıburun, Deniz Kuvvetleri Komutanı Fahri Korutürk ve Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel aynı yıl yine ‘çok gizli’ iade-i ziyaretlerde bulunuyorlar. Bengio, aynı yıl üçüncü ülkelere karşı ortak stratejik hareketi mümkün kılacak müşterek deniz gücü planlandığını ve Türk askerî istihbaratı tarafından da desteklendiğini kaydediyor. Aynı dönemde Türkiye ile İsrail, Almanya’ya havan topu üretmek üzere ortak yatırım yapmışlar. İsrail, Türk hava kuvvetlerine paraşüt satmış. Türk ordusunun farklı birimleri İsrail’de özel harekât eğitimi almış. İsrail hava kuvvetlerine mensup pilotlar ise, Türkiye’de uçuş eğitimi almış. Aynı dönemde, İsrail Türk hava sahasını kullanarak İran’a silah nakliyatı yapmış. Daha önemlisi bu silahların önemli bir kısmı, Irak’taki ayrılıkçı Kürt gruplara (Baba Molla Barzani liderliğindeki) yapılmış. Araştırmacı yazar Ofra Bengio, bu sevkiyatların Türk silahlı kuvvetlerinin üst düzey komutanları tarafından çok gizli tutulduğunu, özellikle de Dışişleri Bakanlığı’ndan gizlendiğini kaydediyor. Bengio, Türk-İsrail askerî işbirliğinin 1958-1966 arasında gizli olarak sürdüğünü ifade ediyor. Söz konusu dönemde Kürt gruplara önemli miktarlarda silah sevkıyatı yapıldığını İran-İsrail ilişkileri üzerine yazdığı bir makalede Prof. Dr. Nader Entessar da doğruluyor. Amerika’da araştırmalar yapan, aynı zamanda Kürtler konusunda uzman olan Prof. Dr. Entessar, South Asian and Middle Eastern Studies Dergisi’nin 2004 yaz sayısına yazdığı makalede şu çarpıcı bilgileri veriyor: “1958’de MOSSAD, SAVAK ve Türk istihbaratı arasında işbirliği anlaşması imzalandıktan sonra, SAVAK ajanları 1960’ların başında İsrail ile Iraklı Kürt gruplar arasında arabuluculuk yaptı. İsrail Genelkurmay Başkanı Tsvi Tsur peşmerge kıyafeti giyerek SAVAK ajanları eşliğinde Irak’ın sınır kasabası Piranshar’de Molla Mustafa Barzani ile buluştu. İsrail, Barzani ve adamlarına Irak Ordusu’na karşı durabilecekleri oranda silah yardımı yapmak ve eğitim sağlamak sözü verdi. 1963’ün başından itibaren İsrail, SAVAK üzerinden MOSSAD ajanlarının da işbirliğiyle Barzani kuvvetlerine yüklü miktarda silah yardımında bulundu. Ağustos 1965’te İsrail askerî uzmanları Kuzey Irak dağlarında Barzani’nin adamları için sabit askerî eğitim kampları kurdu…”

Atom enerjisi bilgileri paylaşılmamış

Yazar Ofra Bengio Türk-İsrail ilişkileri kitabında, Türkiye’nin İsrail’in atom enerjisi konusundaki çalışmaları hakkında bilgi paylaşımı isteğinin ise reddedildiğini vurguluyor. 1964 Kıbrıs krizi ile ilişkiler gerilmeye başlasa da, 1966’da askerî işbirliği resmen sona erdirilene kadar gizli askerî ziyaretler karşılıklı olarak sürdürülmüş. 1964’te daha sonra Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Cemal Tural İsrail’i ziyaret ediyor. Aynı yıl, İsrail askerî istihbarat biriminin başındaki General Meir Amit beraberindeki üst düzey subaylarla, Türkiye’ye gelerek Erzurum’daki ‘gizli’ Amerikan üssünü ziyaret ediyor. Bengio, gizli ziyaretin üsteki Amerikalı subaylarda büyük bir şaşkınlığa sebep olduğunu vurguluyor. Türkiye ile İsrail arasında kurulan sıra dışı ‘gizli’ askerî işbirliği veya ‘ittifak’ın sona ermesinde ana unsur Kıbrıs krizi oluyor. İsrail, BM’deki oylamalarda Türkiye’ye destek vermiyor. Dahası, İsrail Cumhurbaşkanı Zalman Shazar ülkesini ziyaret eden Makarios’un temsilcisine, kendilerine ‘insanî destek sağlanacağı’ sözü veriyor. Her iki tavır, Ankara’da hayal kırıklığına sebep oluyor. Bir diğer ilginç gelişme de, 10 Nisan 1966’da aralarında B’nai B’rith gibi Amerikalı Yahudi kuruluşlarının liderlerinin de olduğu bir grubun New York Times’ta Patrikhane’nin haklarının iadesi ile ilgili bir bildiriyi yayınlatmaları oluyor. Türkiye, İsrail’in bu etkin isimlerin imzacı olmasını engellememesi üzerine ipleri koparıyor. 27 Nisan 1966’da İsrail askerî ataşesine işbirliğinin resmen sonlandırıldığı bildiriliyor. Ankara açısından İsrail ile ilişkileri askıya almaya sebep olan bir husus ise, Kıbrıs sürecinde Batı’dan destek alamadığı gibi Arap ve İslam dünyasından da destek alınamaması. Nitekim, daha önce Bağdat Paktı için ABD ve İngiltere’nin teşviki ile yola çıkan Türkiye, Kıbrıs konusunda her iki ülke tarafından da yarı yolda bırakıldı. Türkiye, geçmiş politikalarını telafi etmek için İsrail’e yönelik politikalarını sertleştirdi, ilişkileri en aza indirerek Arap ve İslam dünyası ile ilişkilerini diplomatik olarak güçlendirdi. Bunun neticesinde özellikle BM’de daha fazla diplomatik destek bulmaya başladı ve bölgesinde ‘yalnızlaşma’ riskini azalttı.

 

Erhan Başyurt

http://www.aksiyon.com.tr/dosyalar/turk-israil-gizli-ittifaki-1958de-kurulmus_513858

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*